Kayseri’nin Soğuk Sokaklarında Başlayan Bir Hikâye
Merhaba! Prosman sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Annesi belli olmayan çocuğa ne denir” var.
Kayseri’nin kışları hep sert olur. Rüzgâr Erciyes’ten inerken insanın yüzünü keser gibi vurur. Ben o soğukta büyüdüm. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlar pencereyi açtığımda çocukluğumun o buz gibi nefesini içime çekerim.
Günlük tutmaya ortaokulda başlamıştım. O zamanlar kimseye anlatamadığım şeyleri defterin içine saklardım. Bugün de değişen çok bir şey yok aslında. Sadece kelimeler biraz daha ağır, duygular biraz daha karışık.
Hikâyem aslında bir çocuğun etrafında dönüyor. Adı yok bu hikâyenin içinde, ama herkes onu bir şekilde tanıyor. Çünkü bazı çocuklar isimleriyle değil, üzerlerine yapıştırılan etiketlerle hatırlanıyor.
Ve ben onu ilk kez okulun bahçesinde gördüm.
Okul Bahçesinde Sessiz Bir Çocuk
İlkokulun üçüncü sınıfıydı. Tenefüs zili çaldığında herkes bahçeye koşarken o hep en arka duvarda dururdu. Kimseye karışmaz, kimsenin oyununa dahil olmazdı. Sanki görünmez bir çizginin arkasında yaşıyordu.
Bir gün yanına gittim. Elinde yarısı silinmiş bir silgi vardı. Konuşmadı. Ben de bir süre sustum.
Sonra biri bağırdı:
“Onunla konuşma, boş ver.”
Neden diye sormadım. Çocuk aklı işte, bazı şeyleri sormaktan bile çekiniyorsun.
Ama o gün eve gittiğimde içimde tuhaf bir merak vardı. Defterimi açtım ve ilk kez onun hakkında yazdım. İsmini bilmiyordum ama zihnimde ona bir yer açmıştım bile.
İlk Duyduğum Cümle
Ertesi gün sınıfta fısıltılar arttı. Öğretmen derse başlamadan önce yoklama alırken biri arka sıradan kısık sesle söyledi:
“Annesi belli olmayan çocuğa ne denir?”
Cümle sınıfta bir anda ağırlaştı. Bazıları güldü, bazıları sustu. Ben sustum. Çünkü o an anlamadığım bir şey vardı: İnsanlar neden bir çocuğun varlığını bir cümleye sığdırmaya çalışıyordu?
O çocuk başını bile kaldırmadı. Sanki bu cümleyi ilk kez duymuyordu.
Ama ben duymuştum ve içimde bir şey kırılmıştı.
Bir Çocuğun Üzerine Bırakılan Sessizlik
Yıllar geçti ama o cümle içimde büyüdü. Her hatırladığımda aynı yere dönüyorum: okul bahçesi, soğuk taş duvar, sessiz bir çocuk.
Ona hiç gerçekten yaklaşamadım. Bazen yanından geçerken göz göze gelirdik ama o bakışlar hiçbir zaman uzun sürmezdi. Sanki göz teması bile bir riskmiş gibi.
Bir gün sınıf öğretmeni onun adını tahtaya yazdı. Yanına da soyadını eklemedi. O an sınıfta kısa bir uğultu oldu. Kimse anlam veremedi.
Öğretmen sadece şunu söyledi:
“Bazı çocuklar hayatı biraz daha zor başlar. Ama bu onların suçu değildir.”
O cümleyi duyduğumda içim rahatlamadı. Çünkü çocuklar zaten suçu olmayan varlıklar değil miydi?
Ama o çocuk için hayat farklı yazılmıştı.
Evdeki Sessizlik ve Sorular
Akşamları eve gittiğimde anneme o çocuğu sormaya başladım. İlk başta anlamadı.
“Ne olmuş ona?” dedi.
Bir gün dayanamayıp sınıfta duyduğum o cümleyi tekrar ettim:
“Annesi belli olmayan çocuğa ne denir?”
Annem sustu. O an yüzündeki ifade değişti. Sanki yıllardır unutulmuş bir şeyi hatırlamış gibi oldu.
“Böyle şeyler söylenmez,” dedi sadece.
Ama ben cevap istemiştim, suskunluk değil.
O gece defterime uzun uzun yazdım. İlk kez içimde bir öfke vardı. Ama bu öfke bağıran bir öfke değildi, içine çöken bir ağırlıktı.
Kayseri’nin Dar Sokaklarında Büyüyen Bir Gerçek
Önerdiğimiz İçerik: Anksiyete nedir ve tipleri nelerdir ?
Mahallede o çocuk hakkında çok şey konuşulurdu. Kimisi annesinin onu bırakıp gittiğini söylerdi, kimisi hiç olmadığını.
Ama hiçbirinin gerçek olup olmadığını kimse bilmiyordu. Belki de kimsenin bilmesine gerek yoktu.
Çünkü mesele onun nereden geldiği değildi. Mesele insanların onu nereye koyduğuydu.
Bir gün marketten dönerken onu gördüm. Elinde ekmek vardı. Yürüyüşü hızlıydı. Sanki bir yerden kaçıyordu.
O an ilk kez ona seslenmek istedim ama yapamadım.
Çünkü bazı sessizlikler, kelimelerden daha ağırdır.
Yıllar Sonra Aynı Soru
Liseye geçtiğimizde herkes kendi dünyasına çekildi. O çocuk artık sınıfta yoktu. Başka bir okula gitmişti dediler. Ama kimse emin değildi.
Ben ise büyüdüm. Ama bazı sorular büyümekten vazgeçmedi.
Bir gün üniversite yıllarında eski bir defter buldum. İçinde onunla ilgili yazdığım ilk satırlar vardı. O an hissettiğim şey garipti: hem bir özlem hem de açıklayamadığım bir suçluluk.
Kendime şunu sordum:
Ona gerçekten hiç yaklaşmamış mıydım, yoksa yaklaşmaya cesaret mi edememiştim?
Toplumun Etiketleri ve Görünmeyen Yük
Zaman geçtikçe şunu daha iyi anladım: insanlar bazen gerçeği bilmekten çok, kolay bir tanım ister.
“Annesi belli olmayan çocuğa ne denir?” sorusu aslında bir tanım arayışı değil, bir dışlama şekliydi.
Bir çocuğu tanımlamak için kullanılan kelimeler, bazen o çocuğun hayatından daha ağır olabiliyordu.
Ve bu ağırlık, onun omzuna değil, toplumun vicdanına ait olmalıydı.
Ama çoğu zaman tam tersi oluyordu.
İçimde Kalan Bir Bakış
Yıllar sonra Kayseri’de bir otobüs durağında otururken benzer bir sahne gördüm. Küçük bir çocuk, annesinin elini sıkı sıkı tutuyordu. Yanından geçen iki kişi fısıldaştı.
O an eski sınıfım, o çocuk ve o soru tekrar aklıma geldi.
İçimden sadece şunu söyledim:
“Keşke insanlar çocukları tanımlamadan önce, onları görmeyi öğrenebilseydi.”
Ama sesim dışarı çıkmadı. Sadece içimde kaldı.
Prosman olarak “Annesi belli olmayan çocuğa ne denir” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!
Günlüğümde Saklı Kalan Son Satır
Bugün hâlâ yazıyorum. Defterlerim doldu, sayfalarım çoğaldı. Ama bazı satırlar hep aynı yerde kalıyor.
O çocuk artık hayatımda yok. Ama bıraktığı his var.
Bazen düşünüyorum, belki o da büyümüştür. Belki başka bir şehirde kendine yeni bir hayat kurmuştur. Belki de artık kimsenin ona sormadığı bir yer bulmuştur.
Ama bir gerçek var ki değişmiyor:
İnsanları tanımlayan şey nereden geldikleri değil, nasıl yaşadıkları olmalı.
Ve ben hâlâ o sorunun ağırlığını taşıyorum:
“Annesi belli olmayan çocuğa ne denir?”
Belki de hiçbir şey denmez. Belki de sadece insan denir.