Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır? O gün evde sessizliğin değiştiği an
İlgili Makale: Kapalıçarşı Şiiri kimin ?
Kayseri’de kışın erken çöktüğü bir akşamı hâlâ net hatırlıyorum. Gün boyu içimde garip bir huzursuzluk vardı ama adını koyamıyordum. Oysa küçük şeylerin bile insanın ruh halini nasıl etkilediğini o gün daha iyi anladım. O evde, odamın köşesinde duran küçük cam akvaryum, hayatımın en sessiz tanıklarından biriydi. İçinde yaşayan kaplumbağa, yıllardır alıştığım bir varlık gibi değil de sanki evin nabzı gibi geliyordu bana.
O gün “Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır?” sorusu, bir internet aramasından çok daha fazlasına dönüştü. Çünkü cevap, ekranda değil, gözümün önünde duran o hareketsiz bedende saklıydı.
Sabah fark edilen o tuhaf sessizlik
Sabah uyandığımda ilk hissettiğim şey sessizlik değildi aslında; sessizliğin eksikliğiydi. Odanın içinde normalde çok fark edilmeyen bir hareket olurdu. Camın kenarına vurduğu küçük tırnak sesleri, suyun içinde yaptığı yavaş dönüşler… Hepsi yoktu.
Yatağımdan kalkıp akvaryuma doğru yürüdüğümde içimde küçük bir umut vardı. Belki uyuyordur dedim kendi kendime. Belki suyun dibine saklanmıştır, belki ışık rahatsız etmiştir.
Ama yaklaştıkça o umut biraz daha kırıldı.
Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır? İlk belirtiler
Camın önüne eğildiğimde gördüğüm şey hareketsizlikti. Tamamen, açıklaması zor bir hareketsizlik. Normalde en ufak sesle bile tepki veren o küçük canlı, o sabah hiçbir şeye cevap vermiyordu. Ne parmağımı cama vurduğumda hareket etti, ne de suyu hafifçe salladığımda.
O an fark ettim ki “Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır?” sorusu aslında tek bir işarete bakarak cevaplanmıyordu. Birkaç şey aynı anda eksildiğinde anlıyorsun:
Hareket yoksa,
tepki yoksa,
ve o tanıdık yaşam ritmi tamamen kaybolmuşsa…
Ama yine de insan emin olmak istemiyor. Ben de istemedim.
İnanmak istemediğim anlar
O sabah ilk yaptığım şey, kaplumbağayı hafifçe hareket ettirmek oldu. Çok hafif. Sanki onu rahatsız etmekten korkuyordum. Suya dokundum, camı tıklattım, hatta ışığı açıp kapattım.
Hiçbir şey değişmedi.
Ama insanın zihni böyle anlarda kendine küçük kaçış yolları buluyor. “Uyuyor olabilir” dedim. “Belki kış uykusuna benzer bir şeydir.” O an içimde hem umut vardı hem de garip bir korku.
Çünkü aslında biliyordum. Ama bilmek istemiyordum.
“Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır?” sorusu kafamın içinde dönüp dururken, cevaplar değil, ihtimaller büyüyordu.
Kayseri’de bir evin içinde geçen o uzun saat
Ev o gün alışılmadık derecede sessizdi. Annem mutfakta yemek hazırlıyordu, ocaktan çıkan sesler bile bana uzak geliyordu. Babam televizyon izliyordu ama sanki ses duvarların içinde kayboluyordu.
Ben ise odamda, o küçük cam akvaryumun başında oturuyordum.
Bir ara annem içeri girdi. Yüzümden bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştı.
“Ne oldu?” dedi.
Cevap veremedim. Çünkü “öldü galiba” demek o kadar ağırdı ki, kelimeler boğazımda takılı kaldı.
Sadece akvaryumu gösterdim.
Gerçeğe yaklaşırken
Benzer Bir Yazı: Kaplumbağa kışın ne yapar ?
Annem de eğilip baktı. Uzun süre hiçbir şey söylemedi. O sessizlik, kelimelerden daha netti aslında. Sonra çok yavaş bir sesle “Hiç kıpırdamıyor mu?” dedi.
Başımı salladım.
İşte o an “Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır?” sorusunun cevabı, artık teorik bir bilgi olmaktan çıkmıştı. Gerçek olmuştu. Hareketsizlik artık bir ihtimal değil, bir durumdu.
Ama yine de insanın içinde bir direnç oluyor. Annem bile “Belki su soğumuştur” dedi. O küçük ihtimaller, evin içinde dolaşan ağır havayı biraz hafifletmek için söylenmiş gibiydi.
Umutla gerçeğin arasındaki ince çizgi
O gün saatlerce akvaryumun başında oturdum. Bazen bakmıyordum bile, sadece orada olduğunu biliyordum. İçimde tuhaf bir ikilik vardı. Bir yanım gerçeği kabul etmişti, diğer yanım hâlâ bir hareket bekliyordu.
Bir ara ışığı kapatıp açtım. Sonra suyu hafifçe karıştırdım. Hiçbir şey değişmedi.
Ve o an ilk kez net bir şekilde düşündüm: “Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır?” sorusunun cevabı, aslında geri dönmeyen bir sessizlikti.
Ama insan o sessizliği kabul etmekte zorlanıyor.
Geceye doğru ağırlaşan gerçek
Akşam olduğunda ev daha da sessizleşti. Dışarıda Kayseri’nin soğuğu camlara vuruyordu. İçeride ise başka bir soğuk vardı.
Babam yanıma geldi. Uzun süre konuşmadı. Sonra sadece “Yarın bakarız” dedi. Bu cümle bile aslında bir erteleme çabasıydı. Gerçeği hemen söylememek, biraz daha zaman kazanmak gibi.
Ama zaman kazanılmıyordu.
Ben o gece uyuyamadım. Yatağa uzandım ama gözüm hep odanın köşesindeydi. Sanki küçük bir hareket olacakmış gibi. Sanki her şey yanlış anlaşılmış gibi.
Son kontrol ve kesinlik
Gece yarısına doğru dayanamadım. Kalktım. Akvaryumun yanına gittim. Oda karanlıktı ama suyun yüzeyi hafif bir ışık yansıtıyordu.
Eğildim.
Hiçbir hareket yoktu.
Hiçbir tepki yoktu.
O an içimdeki tüm “belki”ler birer birer düştü.
“Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır?” sorusunun en net cevabını o gece verdim kendime: Yaşamın en küçük işaretlerinin bile tamamen kaybolmasıyla.
Ama bu cümleyi kurmak kolay, hissetmek çok daha zordu.
Sabaha karşı gelen kabul
Sabaha karşı uyuyakalmışım. Uyandığımda ilk his yine aynıydı: sessizlik.
Ama bu sefer farklıydı. Çünkü artık beklemiyordum.
Akvaryuma baktığımda gerçek oradaydı. Hareket yoktu. Değişiklik yoktu. Sadece bir son vardı.
O an ağladım. Sessizce değil, bastırmadan. İçimde bir şey kırılmış gibiydi ama o kırılmanın neden bu kadar ağır olduğunu o gün daha iyi anladım.
Çünkü bu sadece bir hayvanın ölümü değildi. Alışkanlığın, rutinin, küçük bir bağın da bitişiydi.
Vedalaşma
O gün babamla birlikte küçük bir kutu hazırladık. Bahçeye çıktık. Toprak soğuktu. Ellerim titriyordu ama bunun soğuktan mı yoksa içimdeki boşluktan mı olduğunu bilmiyordum.
Küçük bir mezar yaptık. Çok konuşmadık.
Bazen kelimeler gereksiz kalıyor.
Sadece “bitti” demek bile yetmiyor.
Çünkü “Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır?” sorusu artık bir bilgi değil, bir hatıraya dönüşüyor. Ve bazı hatıralar insanın içinde uzun süre kalıyor.
Sonrasında kalan sessizlik
Günler geçti. Akvaryumu kaldırmadım. Bir süre boş kaldı. Her baktığımda o sabahı hatırladım. O sessizliği, o bekleyişi, o küçük umudu.
İnsan bazı kayıpları hemen anlamıyor. Zaman geçtikçe yerini daha derin bir boşluk alıyor.
Ve ben o boşlukla birlikte şunu öğrendim: Bazen bir şeyin öldüğünü anlamak, onu kaybetmekten daha zor olabiliyor.
Çünkü kaybı kabul etmek, insanın kendine söylediği en ağır gerçeklerden biri oluyor.
Umarız “Kaplumbağa öldüğü nasıl anlaşılır” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Prosman ailesiyle kalmaya devam edin!